Acayip, hem de gerçekten acayip derecede sinirimi bozan iki tür kitap vardır. Bunlardan birincisi “Bilmem Ne Olmanın 50 Sırrı” şeklindekilerdir. İkincisi ise insanın okuyunca kendini aşacağını iddia eden kitaplardır. Şimdi trent “The Secret” adlı safsata. Zaten yer gök kitapla ilgili yorumlarla dolu. O nedenle kitap yorumunu hiç uzatmayacağım, zaten uzatacak bir şey de yok. Basitçe şöyle: Çok istiyorsun oluyor. Bu da benim sayısal lotonun ilk çıktığı günden beri azimle aynı kuponu oynayıp da bir türlü altıyı tutturamamamı (daha 5 bile yok gerçi) ziyadesiyle açıklıyor. Hadise bahtsızlık değilmiş; ben istemeyi bilmiyormuşum. Şükür Allah’ıma onu da öğrendim. Demek ki bu hafta kesin vurdum voleyi. Acaba diyorum hazır elim değmişken üç beş bir şey daha mı istesem, yoksa aza mı kanaat etsem. Henüz buna karar veremedim. Görmemiş istemeyi öğrenmiş dedirtmem ben kendime.
Beyin çok salak bir organ, gerçekten. Şimdi bunu okuyan kimi insanların başına ne hayır gelse diyecekler ki “aha bak istemeyi bilince nasıl da oluyor, çekim yasası işte.” Kardeşim olacağı varmış, olmuş deseniz de fayda etmez, bir kere kısa devre yapmış alet. Ondan sonra bir de çek olayı var ki şahane. Bir çek bulun, bunu güzelce doldurun, yalnız keşideciyi yazmak lazım mı onu bilmiyorum, yanlış yönlendirmiş olmayayım. Vadeyi de uzun tutun (20 yıl falan iyidir) ki yakalama ihtimaliniz artsın. Bir de küçük bir tavsiye döviz çeki bulup, rakamı dolar olarak girin, tahsil edene kadar kuşa dönmesin para, beklediğinize değsin. Ayrıca aç gözlülük yapıp “açık çek” saklamayın. Onu tahsil etmek zor olur, sahibi kayıp çek bildirimi yapmış olabilir. Yazın üstüne 5 – 10 milyon dolar, balınız ağrımaz. Eğer rakam büyük olur, gelmez diyorsanız, sıralı çek yazın, taksitle gelsin. Çek yok senet geçer mi derseniz söyleyeyim: İstemeyi bilirseniz neden olmasın! İşte böyle bizim evin halleri. Umut fakirin ekmeği diye boşuna dememişler.
Ama her şey maddiyat değil, maneviyat da kitabın kapsama alanında. Sen yıllarca laboratuarda çalış, trilyon dolarlar harca, ne kansere çözüm bul, ne genetik bazı hastalıklara, ne AIDS’e. Bak adam anlatıyor işte hepsinin ilacını. Hani “Kocakarı İlacı” dediğimiz mucize şuruplar vardır ya (ki bence çoğu da işe yarar) adam onu da aşmış. Sigara mı içiyorsun, genetik damar sertliğin mi var, strese gerek yok içmeye devam. Şöyle okkalı bir pozitif düşünce ile bütün damarları açarsın, “Lavaboaç” dökülmüş gider gibi olur bütün damarların. Misal ben daha bir huzurlu içiyorum artık sigaramı.
Pozitif düşünce kazanırmış, zira dünyanın %1’i toplam ekonominin %96’sına sahipse bu bir şans değilmiş de pozitif düşüncenin yarattığı çekim gücüymüş, bana kalırsa bu birazcık mirasla ilgili bir konu. Ayrıca verilen rakam da külliyen yalan. Dünyanın %5’i toplam ekonominin %80’ine sahiptir yaklaşık olarak. Ben derim ki bu kitabı okumayın, gerek yok, her şeyi anlattım zaten, işte böyle yapacaksınız. Okuduysanız da gerçeğe dönün öyle çok istemekle pozitif düşünmekle falan olmuyor bu işler, adam gibi çalışıp didinmek lazım.
Şimdi bizim ev kadınları “pozitif düşünce günü” düzenlerse ben şaşırmam, sizi bilmem. Altın veya dolar günlerini bilirsiniz. Sabit bir ekip sırayla, gurup içinden birinin evinde toplanırlar. Kekler, börekler, pastalar, yaprak sarmalar gırla gider. Misafirlerin her biri, ev sahibine önceden belirlenmiş miktardaki doları takdim eder. Ben bu işin muhasebesinin içinden çıkamıyorum. 15 kişilik bir ekip olsa ve katılım ücreti 10 dolar olsa, bir eve gelen misafir sayısı 14 olur ki bu da 140 dolar eder. Bir kişi toplam 14 yere misafirliğe gideceği için her birine 10 dolar verince bu da 140 dolar eder. Adam gibi gidip oturum kardeşim, iş mi bu şimdi, dolar günü yapacağız diye en yakın döviz bürosunda kuyruğa girmek nasıl bir aklın ürünüdür. Neyse ben “pozitif düşünce günü” olayına döneyim. Bu aktivitede bir kişinin evinde toplanan ekip, ev sahibinin sahip olmak istediği şey için el birliği edip daha bir kuvvetli istiyor olacaklar. Böylece çekim gücü kaç kişi varsa o kadar katlanacak. Yalnız bu aktivitede sona kalmamaya özen gösterin, parayı vuran tanımazsa kalanları sırayla, en sonda dımdızlak ve fakir kalıverirsiniz.
Bu Sır saçmalığından çok para kazanmanın bir yolu geliyor aklıma. Bir mekan yapsak, duvarda küçük aplikler, birkaç tütsü, yerde minderler, her yer ahşap olsa, bu dingin ortamda pozitif düşünme alanı desek, kapıdan girenden para kesip, içeride de bitki çayı satsak. Olur gibi geldi bana. Sonra yine burada da toplu pozitif düşünce seansları düzenlesek. Kitabı okuyup, kendi gayretleriyle bir sonuca ulaşamayan kim varsa akın eder gibime geliyor. Şöyle bir de hafif ve derinden müzik veririz iyice ayine döner orası. Hem ileride cemaat de oluruz belki, mürit falan derken parayı nereye koyacağımızı şaşırırız.
Her şey çok güzel olacak, bu günleri gösteren Rabbime şükürler olsun.
Bir de ciddi değerlendirme istersiniz diye düşündüm, buyurun: The Secret, İste Yeter ki; Fikir Atölyesi
Saygılar…
Categories: