Posted by: Bülent Akgül | 13 Temmuz 2007

TÜRKİYE’DE PARTİLERİN SEÇMEN DEĞERLENDİRMESİ BAĞLAMINDA PAZARLAMA ANALİZİ: BİR PARTİ SEÇİMİ NASIL KAZANIR

Büyük Türkiye Partisi adıyla bir parti kurmuş olalım ve partimizin seçim kazandıracak iletişim çalışmalarını yürütelim. Her şeyden önce kendimizi tanımlayacağız, ancak bu tanımlama en genel biçimde kapsayıcı olmalıdır ki belli bir siyasal partiye yakınlaşmayalım ve politik pazarlama yaparken politikadan uzak duralım.

Laiklik, demokratiklik ve cumhuriyet değerlerine sahip çıkıyoruz. Sağcı veya solcu değiliz tam merkezdeyiz. Devletçi yaklaşımlarımız da var ancak esas olarak piyasa ekonomisine gönül vermişiz. Dış politikada milli menfaatlere uygun davranacak politikalara sahibiz. Görüldüğü gibi genel itibariyle bugünkü hemen her partinin söylemiyle aynı noktadayız. Teşkilatlanmamızı da tamamlamış durumdayız. 2011 seçimlerine katılacak biçimde çalışmalara hemen başlıyoruz ve bu günkü faaliyetlerimizi bir dahaki seçimde propaganda yaparken kullanacağız.

Yapısal durumumuz en az olacak şekilde şöyle: 50 il ve toplam 300 ilçe, kasaba ve köyde teşkilatımız var. Her teşkilatta ortalama 1 başkan, 1 başkan yardımcısı, 1 sekreter, 5 akil üye ve 10 genç üye var. Bir diğer ifadeyle Türkiye genelinde 6.300 üyemiz bulunuyor. Çok paramız yok, fakir bir partiyiz. Ancak hiçbir şirkete diyet borcumuz olmasın diye her üyeden aylık 1 YTL aidat alıyoruz. Aylık bütçemiz yalnızca 6.300 YTL ve bu paradan sadece merkez faydalanabiliyor. Dedik ya fakir partiyiz ve yerel teşkilatlar kendi imkanlarıyla ayakta duruyor. Bugünden başlayarak yapılacak şeyleri, seçmenin özlemleri ve rakiplerin boş bıraktıkları alanlar itibariyle değerlendirerek ve bu temelde açıklayarak anlatayım.

(1) Hedef Tespiti: Ülkemizde parti politikaları 4 yıllık süreleri kapsayacak biçimde tasarlanır. Bu sebeple de kısa zamanda çok iş yapma gayretiyle pek bir iş yapamazlar. Biz ise bir devlet politikası bağlamında önümüzdeki 20 yılın hedefini ortaya koyuyoruz. Politikalarımızı da 20 yıllık süreçte bizi hedefe götürecek yol haritasını belirleyecek biçimde hazırlıyoruz. Bakıldığı zaman Türkiye hedefsiz bir ülkedir. Vizyon eksikliği bizi hedefsiz bırakmıştır. Ciddi hedeflerin yerini bir takım küçük hedefler almış, küçük hedefler bir devlet politikası gibi değerlendirilmiştir. Önce bu ezbere prim vermeden 20 yıl sonraki ekonomik, sosyal hedeflerimizi belirleyelim (hedeflerin gerçekçiliği bu yazının konusu değildir) : 30.000 $ kişi başı gelir, yıllık 10 milyar $ dış ticaret fazlası, dünyanın en büyük 5. ekonomisi, enerji merkezi, bölgesel siyasal merkez, en zengin il ile en fakir il arası ekonomi farkı %20, en zengin grup ile en fakir grup arsındaki gelir farkı 1:5, işsizlik %3. Bu kadar yete diyelim şimdilik. Bu hedeflere ulaşmamızı sağlayacak 5 yıllık periyodik hedefleri belirleyelim.

(2) Akademisyenlerden, illerin ticaret ve sanayi odalarından, esnaftan, çiftçiden, öğrencilerden vs. müteşekkil büyük bir ekip oluşturalım ve bu ekibi çeşitli konularda politika üretecek gruplara ayıralım. Bu gruplar ile tarımdan vergi politikalarına, uluslararası ilişkilerden sosyal adalete, eğitimden sağlığa tüm konuların ele alınacağı gruplar olacağını belirtmekte fayda var. Mümkünse ekip içindeki akil adamları olası bir hükümette bakanlar kurulunu oluşturacak biçimde tespit edelim.

(3) Parti başkanını 6.300 üyenin oyuyla seçelim ki delege sistemi uygulanmıyor olsun. Parti içi demokrasinin birinci ayağını bu şekilde gerçekleştirmiş olalım.

(4) Anayasa hukukçularından oluşan bir ekibe yeni bir anayasa hazırlatalım, mümkünse tüm kanunların yeniden yazılması için çalışmalar yaptıralım.

Şu ana kadarkiler parti yapımızın ve seçimlere politik hazırlığımızın temelini oluşturuyor. Mümkünse en geç 2010 yılı sonuna kadar tüm çalışmalarımızı tamamlamış olalım ve çalışmalarımızı, çalışmalarda görev almayan akademisyenlere, aydınlara, sivil toplum örgütlerine, sanayi ve ticaret kuruluşlarına, rakip partilere gönderelim ve toplumsal mutabakat arayalım. Getirilen eleştiriler neticesinde politikalarımızı gözden geçirerek seçim için hazırlığımızı tamamlayalım.

(5) Seçim süreci başladı. Birinci adım milletvekili listelerinin oluşturulması. Teşkilatın bulunduğu her il kendi milletvekili listesini hazırlamalı, oylama yoluyla sıralamalar belirlenmelidir. Milletvekili adaylarının parti üyesi olması şart koşul olmamalıdır. Seçime halkın da katılımının sağlanması çok önelidir. Seçmenleri il merkezindeki sandığa getirmek ve milletvekili adaylarından birini seçmesini istemek gerekir. Seçmen bu gün kendi seçtiği vekil adayını yarın genel seçimde destekleyecektir; oy garanti değildir ancak öneli bir sempati kazanılacaktır. Böylece parti içi demokrasinin ikinci adımı da sağlanacaktır.

(6) Daha önceki çalışmalarımıza iştirak eden akil adamlardan oluşturacağımız bakanlar kurulu için il merkezlerinde kurulacak sandıklarla güvenoyu isteyelim. Halka bakanlar kurulunu kabul edip etmediklerini soralım. Kurul üyelerinin CV’lerini halka açıklayalım. . Seçmen bu gün kendi seçtiği bakan adayını yarın genel seçimde destekleyecektir; oy garanti değildir ancak öneli bir sempati kazanılacaktır. Böylece parti içi demokrasinin üçüncü adımı da sağlanacaktır.

(7) Özellikle vekil adaylarının halk tarından tespit edilmesi ve sıralanmış olması yerel parti çalışmalarının başarılı olması için önemli bir fayda sağlayacaktır. İl teşkilatımızın bulunmadığı şehirlerde ise komşu illerden gelecek olan parti temsilcileri yine aynı şekilde sandık yoluyla vekil ve bakan adaylarını halka oylatacaktır.

(8) Mükerrer oy kullanımının önüne geçilmesi ve herkesin kütüğünün bağlı olduğu ille ilgili oylamaya katılması şartıyla internet üzerinden de oy kullanımı sağlanmalıdır. Merkezin bu oylama sonuçlarına müdahale etmeyeceği garantisi verilmiş olmalıdır. Vekil adayı olma kriterleri tanımlanmalıdır.

Şu ana kadar parti konumlandırmamızı ve politikalarımız tespit ettik, hedef belirledik, parti içi demokrasiyi inşa ettik, seçmene kendi vekilini seçme hakkını tanıdır. Bu yollarla önemli bir sempati ve fark yarattık. Bu altyapı üzerine iletişim faaliyetlerimizi yürütelim. Ne demişler, iletişim yoksa hiçbir şey yoktur.

(9) Temel iletişim politikamız “umut” üzerine kurulu; korku siyaseti yapmıyoruz. Acil sorunların kısa vadeli çözümlerini tespit ettik ancak söylemimizin temel eksenini bu konular oluşturmuyor. Seçmene esas vaadimiz 20 yıl sonrasının Türkiye’si, ama acil sorunların çözümü de önemli. 5 yıllık plan ve hedefleri de anlatarak diğer partilerin göz boyayıcı vaatleriyle mücadele ediyoruz. Ancak popülist söylemlere kapılmıyoruz; bizim 20 yıllık hedefimiz, stratejimiz ve planlarımız, hem de zaman çizelgesiyle hazır. Üstelik makro ekonomik hedeflere dayanarak yıllık bütçeleri bile yapmışız. Her harcamanın kaynağı toplam bütçe içinde belirlenmiş. Kralı gelsin, en zor soruyu sorsun A’dan Z’ye tüm konular ve bu konuların karşılıklı etkileşimlerinden kaynaklanan tüm hesap hareketleri dikkate alınarak hazırlamışız her şeyi.

(10) Böylesi bir politikayı insanlara anlatmak zordur. Kendimizi anlatmak için kaldıraç etkisini kullanabiliriz. 28 yıldır (1983 genel seçimlerinden beri) partiler çok şey vaat etti. Ancak hiçbirini yapamadılar, halimiz ortada. Bunların yapılamama sebepleri; kolay yoldan oy kazanmak için popülist söylemler, halkın gözünü boyayacak gerçek dışı vaatler, uzun vadeli devlet politikamızın olmayışı vs. Halkımız bu içi boş, ancak dikkat çekici söylemlere inandığı için yıllar boyu gelişemedik, kalkınamadık. Halkımız bu seçimde ilk defa bizim gibi bir partiyle karşılaşıyor ve ilk defa gerçek bir siyaset ortaya koyan hedefleri belli olan ve kendi içinde demokratik bir partiye oy verme şansına sahip oluyor; makus talihimiz bu seçimle değişecek.

(11) Bir de bize slogan lazım. Slogan yazmakta iyi değilimdir, o nedenle şöyle bir şey olsun en basit şekilde: Büyük Türkiye için Bugün BTP

(12) Biz fakir bir parti olduğumuz için her yere afiş, bayrak falan asamayız, parasıyla Pazar araştırması da yaptıramayız. Özellikle vekil adaylarının halka seçtirilmesi ve sıralatılması ile elde edilecek “ilgi gösteren seçme veri bankası” sayesinde nokta atış iletişim yapabiliriz. Ayrıca seçime katılımın çok olması sayesinde marka tanınırlığının da artacağı kesin.

(13) Son olarak farklılıklarımızı tanımlayalım: (1) parti içi demokrasiyi uygulayan tek partiyiz, (2) boş sözle vaat veriyoruz her şey planlı programlı, (3) sorulan hiçbir soruya, mesela vergi oranlarını düşüreceğiz demiyoruz. Vergi oranlarını kaça düşüreceğimizi, hangi vergi kalemlerini kaldıracağımızı, bu durumda ne kadarlık gelir kaybı yaşayacağımızı, kayıt dışının ne kadarını kayıt altına alarak bunun ne kadarını finanse edeceğimizi, kayıt altına alma maliyetlerini ve bunun finansmanını anlatıyoruz. Havada laf yok, her şeyin ayağı yerde. (4) Yıllardır söylenen ancak bir türlü yapılamayan vaatler için boş konuşmuyoruz; işte kardeşim iktidar olursak bu anayasayı kabul edeceğiz, bu kanunları çıkartacağız, var mı burada dokunulmazlık; yok, diyebiliyoruz.

(14) Bir de koalisyon şartımızı tespit edelim. Vatandaşa verdiğimiz sözlerin tamamını yerine getirebileceğimiz hususunda tam destek sözü veren partilerle koalisyon kurarız; F ve G partileri hariç.

Afişti mitingdi marştı derken bu yazı daha uzar, ama gerek yok, meramımı anlattım, farklılaşacak bir parti propagandasının nasıl olabileceğine ilişkin bir analiz ortaya koydum, ben daha ne yapayım? Böyle bir parti seçim kazanır mı? Emin olun kazanır. Halkın temel özlemleri büyük değişimler gösteriyor. Özellikle gezen oyların beklentilerini karşılayacak biçimde tasarlanmış bu seçim öncesi ve süreci bu kesimden ve diğer partilerden büyük oranda oy toplar.

Saygılar…

Leave a response

Your response:

Categories