Çok sayfasında gözlerim yaşardı okurken, henüz bitiremedim, 300. sayfadayım ama dayanamayıp yazıyorum; çok sayfasında gözlerim yaşardı okurken. Bir kahramanlık destanı, bir başarı, bir savaş, bir mücadele. Erol Mütercimler’in kitabı “Bu Vatan Böyle Kurtuldu”. Muhteşem bir araştırma, kıymetli bir eser. Sadece monoton bir dille tarih anlatmıyor, eski kitaplardan alıntılarla yaşanmış olayları ilk ağızdan aktarıyor. Zaten bu insan hikayeleri gözleri yaşartıyor, tüyleri diken diken ediyor. Bu insan hikayeleri şu anda sahip olduklarımızı bize veren ninelerimizin ve dedelerimizin kahramanlıklarını ortaya koyuyor. Bu hikayeler hangi şartlardan yola çıktığımızı ve nereye vardığımızı yüzümüze çarpıyor.
Bir gün iskelemize İnebolu Jandarma Komutanı Asım Bey geldi. Gizlice, “Delikanlılar siz denizcisiniz ne duruyorsunuz. İstanbul’dan, Rusya’dan Kuvayı Milliyeye silah kaçırın, satın” demişti. İstanbul’a gittim. Anadolu’ya silah kaçakçılığı yapan hemşerilerle görüştüm. Şileli Karakaçan adındaki bir Rum’u tavsiye ettiler. Buldum. Parası ile silah istedim. “Sen Türksün. Kemal’e mi götüreceksin?” diye sert sert yüzüme baktı. “Çorbacı ne bakarsın? Kemal’i isteyen senin yüzüne gelir mi? Durulacak zaman değil, İnebolu Rumlarının adamıyım. Para topladılar. Rum çeteleri dağda, acele beni bekliyorlar; deyince beni güler yüzle bir daha süzdü. Pazarlığı yaptık. Peşine düştüm. Galata’da genelevde çalışan Rum kadınlarının karyola altlarından üçer beşer silah çıkardılar. Getireceğim gemiye sandalla teslim koşuluyla 48 mavzerle 12.000 mermisini taşıdık. Başıma kasket giydirdi. Yunan devriyelerine rastladık. Rumca konuştu. Deniz Zarbanalı hemşerim Kara Ahmet Reis’in gemisine yükledik. Sakladık. Gemide südü bozuk bir tayfa aksilik etti. İngilizlere ihbar edeceğim diye benden 50 lira anafor aldı. Her ihtimale karşı gemiye binmedim. Ser bir lodosla Zarbana’ya gelmiş, ben de posta ile mektup yaparak bu soysuzu Kuvayı Milliye’ye tanıttım. Ve Yenidünya vapuru ile geldim. Beher tüfengi 30 liraya hükümete devrettim. Ancak masrafımı aldım. Amma bu soysuzu Yüzbaşı Asım Bey öyle dövmüş ki köyde altı ay yattı. İşte silah böyle toplandı. (Bu Vatan Böyle Kurtuldu, Erol Mütercimler, S.209, İnebolu’lu Zarbanalı Sadullah Reis’in anlattıkları)
Çerkeş’in köylerinden altmış yaşında bir nineyi, yetim kalan torunu arkasında gördüm, arabasını sürüyordu. Kar inceden yağıyor, üşümemek için aldığı yorganı omzuna almayarak, nem kapmasın diye arabasında yüklü cephanesini örtmüş gidiyordu. “Nine” dedim, “üşümez misin?” Küçümseyen bir bakışla beni süzdü. “Alışkınız evlat. Biz köylüyüz” dedi. Arkasında taşıdığı torununun peştemalını düzelterek yürüdü. Hiçbir tarafın uyarısıyla, dayatmasıyla yapılmayan bu harekette ne büyüklük, ne ulviyet var. (Bu Vatan Böyle Kurtuldu, Erol Mütercimler, S.211)
Daha böyle alıntılanacak yüzlerce yer var. Telif haklarını zorlamamak için daha fazla aktarmıyorum. Bu kitabı okuyun. Lütfen okuyun. Bu güne nasıl geldiğimizi anlamak için okuyun, öğrenmek için değil sadece, anlamak için okuyun.
Saygılar…
Categories: