Çarşamba sabahı İzmir’e uçtum Onur Air ile. Eve döner dönmez de bu yazıyı yazıyorum. Aşağıda İzmir için yapacağım yorumlar merkezden ibarettir. Karşıyaka ve Göztepe gibi büyük belediyeleri görmedim.
Türkiye Çölleşiyor
Başta TEMA Vakfı bazı sivil toplum örgütleri bas bas bağırıyor “Türkiye çölleşiyor” diye ya, açık söylüyorum yalan. Yazık ki Türkiye çölleşmiş. Cam kenarından gördüğüm karaların neredeyse %70’i kuru ot renginde, çorak toprak görüntüsündeydi, %20’si orman, %10’u şehir ve köy. İnsanın içi yanıyor, biliyorum geçinen insanlar kuraklığa çare arıyor. Ağaçlandırmak tek başına çare midir bilmem ama dağlarda ağaç kalmamış ben bunu gördün. İstanbul – İzmir hattı böyle olunca da daha kurak iç Anadolu ve daha sıcak Akdeniz kıyılarının halini tahmin etmek zor değil. Bu arada mevcut ormanlarımızın yağmalanmasına engel olunmuyor, aksine çıkarlara hizmet ettiği sürece destek olunuyor, orman yangınlarının önlenmesi için yatırım yapılmıyor, önlem alınmıyor.
İzmir de Çölleşmiş
İzmir tam anlamıyla küçük İstanbul olmuş, hayırlı olsun. Şehir merkezinde meydan ve parklar hariç tek yeşil yollar arasındaki üç gram dandik çimen. Merkezden çıkınca daha beter tam anlamıyla bakımsız, korumuş toprak ve doğal olarak kurumuş bitki örtüsü. Dağlar sanki yanmış orman kalıntısı gibi ve taş ocaklarının oyduğu deliklerin görüntüsünü herkes bilir tarife gerek yok. Şehrin dibinde iki çimento fabrikasının yarattığı duman ve kirlilik vs. İzmir’de gördüğüm en yeşil alan gecekondu mahallesiydi. Ve inanın buna üzerinde tek bir bina olmayan dağlar da dahil.
İzmir’in Trafiği İstanbul’dan Beter
İstanbul trafiği gibi tıkalı değil ama sürücüler İstanbul sürücülerinden beter. Baştan şunu söyleyeyim, doğru düzgün hiçbir trafik denetimi yok. Ne kırmızı ışığa, ne dönülmeze, ne park yasağına riayet edene rastlamadım doğru düzgün. Trafik sıkışınca herkes bulduğu boşluğa giriyor ve bu girilen yerlerin de illa yol olması gerekmiyor. Bakın söylüyorum, araç sayısı artınca sürücüler bu kafayla giderse, ilerlemez o arabalar.
Kordon Göze Çekilmiş Bir Sürmeden Başka Bir şey Değil
Haşmet Babaoğlu zamanında demişti ki; “İstanbul boğazı, İstanbul’un kendisi değildir, sadece görülmesi istenen yeridir” Aynı şey İzmir ve Kordon için de geçerli, Kordon’dan çıkan anayollar da Nişantaşı havası estiriyor, o caddelerden çıkınca birkaç meydan, fuar, sonrası konut alanları ve daha sonra sanayi. Kordon bildiğimiz boğaz sahili. Ancak fiyatlar uçmuş, en azından bence uçmuş. Bir bira tabağı aldım, inanın kuş kadar bir tabakta bir sigara böreği, bir parmak sosis, bir avuç patates geldi ve fiyatı 6 YTL. Pahalı gelmeyebilir ama şöyle söyleyeyim; dışarıdan en ucuz gözüken mekanda oldu bunlar. Gerçi galiba bir tek ben şikayetçiyim, mekanlar ağzına kadar dolu. O nedenle ben susayım, ama bence hele İstanbul’la karşılaştırılınca (hani o çok pahalı olan İstanbul’la) daha pahalı diyebilirim toplam maliyet olarak veya fiyat – fayda endeksinde.
İzmir’in Neresinden Tutsan Elinde Kalmaz
Şimdi buraya kadar giydirdim de şunu söyleyeyim: İzmir oldukça güzel bir şehir. Sorun şu ki anladığım kadarıyla belediye merkez güzel olsun düzenli olsun, sal kalanını çayıra Mevla’m kayıra mantığıyla boş vermiş. Bu nedenle de şehrin pek çok yeri güzel olsa da arka taraflar tamamen problemli. Mesela Işıkkent diye bir sanayi var yolundan iki kamyon karşılıklı zor geçiyor. Böyle olmaz. İzmir, henüz İstanbul gibi kontrolden çıkmış, düzeltilemez kadar genişlemiş değil. O nedenle de hazır bu kadar dar bir yüzölçüme yayılmışken İzmir gerçekten muhteşem bir kent olabilir. Kordon ve çevresini bu kadar güzel yapan bir belediyenin daha geniş coğrafyalara da el atması halinde sanırım bu ülkenin gördüğü göreceği en harika şehir olacaktır. Biraz da yeşillik lütfen, nefes alınmıyor şehirde.
Esas derdi vurgulayayım yeniden: memleket çöl olmuş, dağ bayır kuru ot olmuş.
Saygılar…