Daha önce “VUR DEYİNCE ÖLDÜRMEKLE MARKA YÖNETMENİN NE ALAKASI VAR” başlıklı yazımda Ülker’in marka yönetimi hakkında bir değerlendirme yapmış, aynı yazımda konunun ETİ boyutunu da işleyeceğimi bildirmiştim. Şimdi ETİ’nin marka yönetimiyle ilgili bir değerlendirme yapmaya ve konunun rekabet boyutunu da ortaya koymaya çalışalım.
ETİ Hakkında Bence
ETİ “abur cubur” ürün grubunda faaliyet gösteren, kendi segmentinde takipçi markadır. Piyasa liderliğini Ülker’e teslim etmiştir ve tüm çalışmalarında da takipçiliğini ortaya koymaktadır. Ürün tiplerinden tasarımlarına, iletişim çalışmalarından marka yönetimine kadar pek çok açıdan Ülker ile benzerlikler gösterdiğini söylemek yanlış olmaz.
ETİ ürünlerini incelediğimizde pek çok ürünün Ülker’in takipçisi olduğunu söyleyebiliriz. Örneğin Bumbada Coco Star’ın, Aşkolsun Canpare’nin, Şekerim Haylayf’ın kopyasıdır ve bu listeyi uzatmak mümkündür. Dağıtım kanalının yetersiz ve sorunlu olduğunu söylemekte fayda var. Ülker ile karşılaştırılınca pek çok bölgede ve özellikle kırsalda ve hatta bazı kent merkezlerinde ETİ ürünlerine rastlamak pek mümkün değil. Fiyat politikaları ise takipçinin normal davranışı olarak lider markanın empoze ettiği piyasa fiyatlarına uyarak satış yapmaktır.
ETİ’nin tüm ürünlerinin Ülker taklidi olduğunu söylemek mümkün değil elbet. Sözgelimi Form, Burçak, Çikolata Keyfi grubundan susam krokan ve Türk kahveli, Topkek, Browni ilk olarak ETİ tarafından piyasaya sürülen ürünlerin bazıları olarak sıralanabilir.
ETİ Markasını Yönetiyor mu?
Aslında çok kritik bir soru bu, zira ETİ marka yönetiminin başarılı olup olmadığına dair hüküm vermeden önce bu soruyu yanıtlamak lazım. Eminim ETİ marka yönetimine kafa yoruyor, bu konuda uzman istihdam ediyor ve bildiğim kadarıyla danışmanlık desteği de alıyor. Peki, bu çabalar yönetilen bir marka ortaya çıkartıyor mu? Bu soruya da üç yeni soruyla açıklık getirelim. (1) ETİ belirgin bir marka stratejisi uyguluyor mu? (2) ETİ konumlandırmadan başlayarak markasını tanımlayabiliyor mu? (3) ETİ lider markanın hatalarına karşı saldırıya geçerek, iktidarı yıpratabiliyor mu?
Birinci sorunun cevabı hayli net; evet, ETİ belirgin bir marka stratejisi uyguluyor ki bu şirket markası veya şemsiye marka stratejisidir. Tüm ürünlerini ETİ ana markası ve ürün alt markalarıyla markalıyor. Ülker’in aksine ETİ “abur cubur” grubu dışına çıkmadığı için marka transferi stratejisi Ülker kadar başına iş açacak derecede riskler içermiyor, hatta neredeyse daha önce örneklediğim kozmetik ve beyaz eşyadaki marka transferleri kapsamına sokabileceğimiz kadar berrak olabilir. Olabilir diyorum, çünkü ETİ ile ilgili ciddi bir konumlama eksikliği gözlemliyorum diyerek ikinci soruya cevap arayalım. Bilen varsa söylesin; ETİ’nin konumlandırması nedir? Bu soruya “Lezzet Uygarlığı” şeklinde cevap vermek bence çok doğru olmayacaktır.
“Lezzet Uygarlığı” Bu Haliyle Kendini Tatmin Etmekten Öte Ne Olabilir?
Doğru olmayacaktır, zira konumlandırma için tespit edilen marka tanımının insanlar için fark yaratıcı ve algılanabilir bir değer içermesi gerekir. “Lezzet Uygarlığı” başlığının altı, anlamlı lezzet ve uygarlık tanımlamaları ile doldurulmadığı sürece yeterli etkiyi yaratmaktan uzak olacaktır kanımca. Zira “Lezzet Uygarlığı” başlığından daha önemli konular vardır ve bu konulara açıklık getirilmemektedir. Sözgelimi bu uygarlığın açılımı nedir; hangi faaliyetlerle uygarlık iddiası gerçekleştirilmektedir, hangi uygarlık taklitçilik yoluyla inşa edilebilir, ETİ’yi uygarlık seviyesine ulaştırabilecek ürünler nelerdir? Lezzet için ise ayrıca soru sormaya gerek yok; ETİ hangi ürünleriyle veya taklit ürünlerine hangi farklılıkları katarak lezzet bağlamlı uygarlık yaratabilmektedir?
Bu seri sorulara tek tek ürün bağlamlı cevap aramayacak, yalnızca genel bir prensip ortaya koyacağım. Madem ETİ uygarlıktır (marka ismiyle özdeşleştirilebilir bir iddia olsa da) tüm taklit ürünlerini aşamalı olarak piyasadan çekmeli, kendine özgü bir ürün yelpazesi oluşturmalıdır. Tabii ki yeni ürünleri de başta Ülker olmak üzere diğer rakiplerce de taklit edilecektir, ancak ETİ burada piyasa gerçeği olarak olmasa da öncü ve yenilikçi marka algısı yaratabilir. Bakıldığı zaman bu tespit ETİ ürünlerinin neredeyse %75’ini piyasadan kademeli çekmesi gerektiği önermesini getiriyor olsa da yerine yeni ürün koymak suretiyle düşen satışlar kısa vadede yeniden kazanılabilir. Hadi şunu kabul edelim; ETİ bu ürünlerden vazgeçerek neden oyun alanını Ülker’e devretsin ki; bunları da satarak rakibinden çalabildiğince pay alıyor zaten. Öyleyse şöyle diyelim; ETİ marka stratejisinde bu ürünler için yeni bir ana algılanacak alt marka yaratmalı ve ETİ’yi yalnızca referans olarak kullanmalıdır. Örneğin Dacia pek çok insan için görmezden gelinebilecek bir markaydı. Romanya’nın tek otomobil markası olarak uluslar arası ağırlığı yoktu. Ne zaman ki Renault satın aldı, o zamandan beri Renault referansıyla satışları hızla artmıştır. Aynı durum Skoda ve VW ilişkisi için de geçerlidir.
ETİ ise şirket markası olarak yalnızca yenilikçi ürünlerde kullanılmalı, ETİ ile markalanmış tüm ürünler, piyasaya sürüldüğü anda benzersiz olmalıdır. Ancak bu şekilde “uygarlık” gerçek anlamını bularak kendi kendini tatmin etmekten öte anlamlar kazanabilir. Zira uygarlık dediğin, yön verendir, fark yaratan, geliştiren ve taklit veya takip edilendir. Gerçek bir uygarlık taklitçi değildir.
Ben gıda mühendisi değilim ve yenilikçi ürünler neler olabilir sorusuna verebileceğim tatmin edici cevaplarım da yok. Ancak şunu söyleyebilirim; Türkiye’de satılan 50’ye yakın kuruyemiş ve 150’ye yakın baharat çeşidi var. Bunun yanı sıra yüzlerce meyve ve farklı un, süt ve şeker alternatifleri var. Bu listeyi diğer kullanılabilir ürünlerle zenginleştirmek de mümkün. Bahsettiğim ürün gruplarından ise çoğu “abur cubur” grubunda kullanılmıyor. Bunlar denenmiş midir bilemiyorum, maliyetler açısından sorunlu mudur bunu da bilemiyorum. Bildiğim şey yenilikçi ürün alternatiflerinin sonun gelmediği ve daha yapılabilecek çok şeyin olduğudur.
Dağıtımı Organize Etmeden Bir Yere Gitmek Söz Konusu Olamaz
Başta söyledim; ETİ’nin dağıtım organizasyonu hayli dar ve sorunlu. Açıkçası konu “abur cubur” olunca ürünlerin (tüm ürünler için, başta hızlı tüketim malları için önemlidir tabii ki) kolayca ulaşılabilir olması her açıdan satışlar için çok önemlidir. Dağıtım kanalının organize edilmesi de açıkçası çok da zor bir şey değil. En azından ürün geliştirme ve iletişimle karşılaştırılınca çok daha kolay. Tüm dağıtım taşare edilebilir. Örneğin eğer mümkün ise Coca-Cola veya başka bir güçlü dağıtım ağı olan firmayla dağıtım ağını ortak kullanma anlaşması yapılabilir. Şehir merkezlerinde kurulacak ana depolar sayesinde her şehre ulaştırılacak ürünler, bu noktadan itibaren yine başka firmalara devredilerek kırsala da dağıtılabilir.
Bu aşamada farkında olduğum şu noktayı vurgulayayım: Tabii ki dağıtım ağının zenginleştirilebilmesi, satış noktalarının arttırılabilmesiyle ilgilidir. Burada da Ülker’in satış noktaları üzerinde uygulayabildiği güçlü baskı öncelikli aşılması gereken problemdir. Ülker hem lider marka olmasının gücüyle hem de zengin ürün yelpazesiyle her bakkal, büfe ve kantin için olmazsa olmazdır. Genelde marketlerde hem Ülker hem de ETİ bulunduğu için bu konunun dışında tutuyorum. Bundan 4 – 5 yıl önce çok yakından tanıdığım bir bakkal vardı. Ülker’in dağıtıcısı olan kişinin oraya geldiğine ve aralarında geçen diyaloga defalarca tanık oldum. Adam diyordu ki; bundan bu kadar, şundan şu kadar bırakıyorum, bunları satacaksın, ETİ’ye fazla yer ayırmışsın, onları şöyle arkaya doğru kaydır, bunları sattığın sürece sorun yok, ama satışları yakalayamazsan Ülker satmayı unutabilirsin. Tabii ki bu kadar kaba ve direkt olarak söylemiyordu ama söylediği şeyin içeriği buydu ve satış noktası üzerinde ciddi bir Ülker satma baskısı oluşturuyordu. Hatta ETİ satmaması için vurgulamadan tehdit bile ediyordu. Şimdi şunu söylemek lazım; bu dayatmalardan Ülker’in haberi var mıydı ve onaylıyor muydu bilmiyorum. Bu kişi kendi satışlarını ve primini arttırmak için işgüzarlık mı yapıyordu onu da bilmiyorum. Yani burada anlattığım şeyin sorumlusunun Ülker olduğunu kesinlikle söyleyemem. Ancak biliyorum ki satış noktasında ciddi bir baskı oluşuyordu. Hatta ETİ almak isteyenlerin Ülker’e yönlendirildiğine bile tanık oldum. Bizim bakkal ne yapsın, bir bakkalda Coca-Cola ve Ülker olmadan olur mu?
İnanıyorum ki, ETİ yukarıda anlattığım yenilikçi ve farklılaşan ürünlerle Ülker’in satış noktaları üzerindeki baskısını bir nebze kırabilir.
İletişime de Bakmak Lazım
İlk iki soruya farklı çıkış noktalarından hareketle cevap aradıktan sonra üçüncü ve son soruya bakalım ve sonra ETİ’nin iletişim politikasına genel çerçevede eğilelim: ETİ lider markanın hatalarına karşı saldırıya geçerek, iktidarı yıpratabiliyor mu? Kesinlikle hayır. Ülker her gün hata yapan bir marka değil. Genel itibariyle marka yönetimi hususunda yanlışlıklar yaptığını zaten yazmıştım. Ancak iletişim çalışmalarına bakıldığında çok da fazla yanlışlığa düşmüyorlar. Ben bu güne kadar Ülker’in iletişiminde ter bir büyük, hem de ne büyük, hata gözlemleyebildim. O da fıstıklı çikolata reklamı idi. Bu konudaki değerlendirmem ve ETİ ile ilgili yaptığım yorumu okumak isteyenler buyursun: “ÜLKER (FISTIKLI ÇİKOLATA) – BİR REKLAM VE ÇOK DAHA ÖTESİ”
Ülker’in marka yönetimi ile ilgili yaptığı çığırından çıkmış marka transferi hatasına karşı ETİ ne yaptı? Buna karşı ETİ, hatırlarsınız, şu müşterilerin ETİ’nin yaptığı arabayı yedikleri reklamı yaptı. Ancak ya beklenen etkiyi yaratmadığından ya da anlamsız masraf olarak gördüklerinden devamını getirmediler. Beklenen etki yaratılmamışsa bunun iki sebebi olabilir;
ETİ durumu fark edip reaksiyon gösterene kadar atı alan Üsküdar’ı geçmişti; Ülker marka genişlemesini başlattığı Bizim ve İçim markalarını yerleştirmişti. Müşteriler Ülker’in bu genişlemesini çoktan kabul etmişti bile, o saatten sonra yeterli etkiyi yaratmaması normal tabii ki. Ancak bence devam ettirmeye değer bir noktaydı. Ülker’in şark usulü ben her şeyi bilirim, her şeyi yaparım anlayışına karşı uygarlığı da vurgulayacak biçimde uzmanlık vurgulaması sürdürülebilirdi. Zira çağdaş insanlar uzmanlaşmayı tercih eder. Eskiler ise param var neden yapmayayım mantığıyla önüne gelen işe bulaşır. “Lezzet Uygarlığı” uzmanlaşma katkısıyla daha da değerli bir hale getirilebilirdi.
ETİ’nin araba yedirtme reklamı fikren güzel, görsel ve anlatım olarak yalın olsa da, tüketiciye Ülker ile ilişkilendirme açısından önemli görevler biçmekteydi. Oysa insanlar reklamları izlemez, irdelemez ve anlamak için çabalamaz; denk gelirse göz ucuyla bakar, bir kulağıyla da dinler. Halbuki ETİ mesela “Uçum” markasıyla hava taşımacılığı, “Yazım” markasıyla yazıcı veya mayo havlu vs. işlerine girdiğini duyursa, bu alt markaların Ülker’in Bizim ve İçim ile isim benzerliği sayesinde daha anlaşılır olabilirdi. Bu arada yeni ürünleri müşterilerin yemesi de güzel olurdu tabii ki.
Ne diyelim; darısı yeni hataların başına…
Biraz da ETİ’nin genel iletişimine bakalım. ETİ iletişim = reklam eşitliğine inanan firmalardan biri bence. Zira ne sponsorluklarda ne halkla ilişkilerde ETİ’nin ciddi bir oyuncu olduğunu söylemek çok zor. Internet sitelerinin adı bile problemli: www.etietieti.com. Bulmaca gibi. www.eti.com yabancı firma tarafından kapatılmış durumda. www.eti.com.tr de bilgisayar firması tarafından tutulmuş. Hadi diyelim bu firmalardan alan adını satın alamıyorsun; satmıyorlar veya fahiş fiyat talep ediyorlar, www.etilezzetuygarligi.com gibi bir adres almak da mı gelmiyor aklınıza.
Reklamlar ise günümüzün trendlerinden bir kaçını itina ile barındırıyor: enerjik gençler (hadi ürünler için uygun), espri (komik değilsen yapma kardeşim), garip ortamlar (normalde yaşadığımız yerlerin suyu çıkmış gibi) ve genel olarak ürünün varlığını insanlara hatırlatmaktan öte değer ve fark yaratma veya marka algısını geliştirme (Çikolata Keyfi reklamları hariç) çabasından uzak reklamlar.
Saygılar…
Olaylar içeride nasıl dönüyor onu bilemiyorum. Belki de Ülker de senin söylediklerinin farkında, belki de ETİ de bu yalnışlardan haberdar, ama elimde yetkim olsa seni CEO olarak görevlendiririm Ülkere. Hatta Ülker olarak ETİyi satın alalalım mı, almayalım mı? diye bir soru da hemen sorardım.
Satış noktalarındaki baskı konusunda belki de Üklker tarafından özel talimat yok ama, en azından Satış müdürlerinin bundan haberi vardır diye inanıyorum. Ve buna memnun olduklarına da inanıyorum. “Güçlü olan haklıdır” gibisinden bir şeydir bu. Evet, bakkal Ülker satmazsa ekmek dışında birşey satmaz ki. Zaten adam üç şey satıyor; Cola (hepsinden), Ekmek, Ülker obur-cubur.
ETİnin sitesine hiç girmemiştim, hatta hiç ilgilenmemiştim bile. Ama, bu gerçekten komik (aslında daha beter de….).
Bir de Bülent bey yanılmıyorsam Ülker Tutku konusunda bir kopya çekme “işine de girdi”. ETİ Tutkuya çok benzer, bir ürün çıkardı piayasaya, tam olarak ismini hatırlamıyorum ama, var olduğundan eminim…
Benim okuldayken bir sınıf arkadaşım vardı, 5 senede sadece bir kez kopya çekerken yakalandı, o da sınavdan çıktıktan sonra; kopya kağıtlarını yukarıdan aşşağıya duğru atarak- Nurettin hocadan bile çektik deyince hoca gördü.
Ülkeri kimse yakalama derdinde de değil zaten, habire kopyalıyor. Kopyalamadığı bir alkollü çikolata grubu ki, bunu da yapmaz şimdilik!
Saygılarla efendim…
By: rüstem on 29 Mart 2007
at 8:50 am
Aman Rüstem, CEO falan beni aşar, iltifat kabul ediyor, teşekkür ediyorum.
Şöyle söyliyeyim, serbest ticaret rekabeti doğurur, rekabette de güçlü ve akıllı olan kazanır (genelde). Eğer bu baskılardan Ülker’in haberi varsa bile bence yapılanlar ticari etiğe aykırı değil. Sonuçta Ülker de ETİ de kendi malını satma imkanlarını arttırma gayretinde. Örneğin Coca-Cola’da buna benzer bir baskı uyguluyormuş. Bence ortada yanlış bir şey yok.
Evet var öyle bir ürün. Adı da “Ülker Biskrem Birben”
Saygılar…
By: Bülent Akgül on 29 Mart 2007
at 6:06 pm
Sayfa sayfa yazdım da ilk olarak ETİ tarafından piyasaya sürülen en önemli ürünlerden birini unuttum: ETİMEK veya ETİ MEK
Ürünün ismi haline gelmiş çok önemli bir marka. Hatta sanırım markanın ilk üç harfi olan ETİ bile ana marka olmaktan çıkmış, ETİMEK altı harfli bağımsız bir marka haline gelmiştir.
Saygılar…
By: Bülent Akgül on 29 Mart 2007
at 6:09 pm
Aslında Ülkerin gerçekten tamamen yeni bir marka yaratarak “Lezzet Uygarlığı” boşluğunu doldurması lazım.
Bunu Ülker yapmıyor, Etinin de sadece adı var.
Eğer yerli bir firma, bir Marka yaratırsa Lezzet Uygarlığı boşluğunu dolduracak, bunu ayakta alkışlarım.
Sence var mı abi dolduran veya…?
Saygılarımla….
By: rüstem on 30 Mart 2007
at 4:50 pm
Anlamadım ki
By: Bülent Akgül on 30 Mart 2007
at 9:28 pm
Sevgili Bülent Akgül,öncelikle Ülker’den bahsettiğiniz yazınızda belirttiğim eksikliği bu yazıyla tamamlamış olduğunuz için teşekkür ederim.Bu iki yazı karşılaştırıldığında,sizcede pazar payında ağır basan taraf Ülker mi??
By: Okan on 7 Nisan 2007
at 12:24 pm
Sevgili Okan,
Sencesi bencesi yok, Ülker her bir payda ağır basıyor.
Mesela Blog İstatistikleri diye bir hizmeti var WordPress’in. Burada arama motorlarında kullanılan ve bu yolla sayfama gelen insanların arama kelimeleri listeleniyor. Ülker hakkında yapılan marka veya pazarlama araştırmaları sayısı ETİ’ye göre hergün neredeyse 3 kat daha fazla.
Ülker yazıma bir günde yapılan yorum sayısı, bu yazıya yapılan toplam yorum sayısından daha fazla.
Ülker her ortamda ETİ’den daha fazla bir marka yani.
Saygılar…
By: Bülent Akgül on 8 Nisan 2007
at 1:58 am
Bu zamana kadar genelde hep Ülker’in üstün olduğunu savunanlarla karşılaştım,azda olsa Eti’nin daha iyi olduğunu savunanlar yok değil. Cevap için teşekkürler..
By: Okan on 8 Nisan 2007
at 10:38 am
Tamam, ben de ETİ’nin bazı konularda daha iyi olduğunu düşünüyorum ve çok daha iyi olmasını yürekten diliyorum.
Ama paya dayalı istatistiki bir soru ile hangisi daha iyi sorusu doğal olarak farklı anlaşılacak ve farklı cevaplanacaktır.
Benim cevabım paya dayalı istatistiki bir soru için geçerli.
Saygılar…
By: Bülent Akgül on 8 Nisan 2007
at 4:27 pm
İlk önce yazınız için size teşekkür ederim Bülent Bey:
bir ETİ çalışanı olarak bizi bu kadar yakından tanımanız hoşuma gitti. Dışarıdan bakıldığında düzenin bu kadar kötü olduğu anlaşılmaz sanıyordum demek içerden görünenlerin bazıları dışarıdan bağımsız bir gözle görebilen birilerilerinin olması beni çok memnun etti.
Yazınızı daha yeni gördüğüm için tüm ETİ – ÜLKER kısımlarını okudum.
Bazı konularda haksız olduğunuzu düşünüyorum. Özellikle bir ETİ çalışanı olarak Ülkere yeşil sermaye diye boykot yapılması bu hiç hoş bir şey değil Yabancı bazı ürünleri herkes kullanıyor ve bunların bazıları terör örğütlerinin ve terör destekçisi ülkelerin ürünleri satarak parası ile size karşı kurşun alınyor. Örnek isterseniz Coca-Cola, Pepsi, McDonalts, Nestle Vs… Fakat kimse bunları boykot ettiğinden bahsetmiyor. Bunların yanında Ülker’in Yeşil sermayesine para kazandırmak Hayır Hasenata çalışmak sayılır. (tabii benim düşüncemde)
ETİ halka açılmasını aile şirketliğinden ileri gitmesi gerektiğinden bahsetmişsiniz bilindiği üzere 7 ay önce profesyonellere iş deveredildi Sayın Hazım ELLİALTI sizin bu yorumlarınızı yaptığınız işleri düzeltmek için çalışıyormu bilemem ama çok uzun süreceğini tahmin ediyorum. Ama bunu düzeltmenin bence en kolay yolu para içeride kalsın diye tedarik ve satıcı olarak alışverişleri aile ve dost şirketler birbirinden yapmak bunlar daha büyük zarar veriyor.
ETİ dağıtım ağı gerçekten çok kötü. Ülkerin gördüğüm kadarıyla her fabrikasında fabrika satış mağazası var! Eskişehirde ETİ ailesine ait aılveriş merkezinin sinema salon büfesinde ETİ ürünleri yerine nestle Ürünleri satılıyor. Yani Truva Atı kale içinde.
Başka örnek isterseniz ETİ çalışanlarında ailerinde bakkal sahibi olanlar var yeni ürünü çalışandan duyarak bölge bayisinden talep ettiğini çok sefer işittim.
Reklam eleştirinzde neden ETİ Ülkeri Yakalamış bir açığını vurmuyor diye bizde çok düşündük ama ETİ dedik ya aile şirketi KOL KIRILIR YEN İÇİNDE KALIR atasözü burada geçerli olsa gerek Sayın Sabri ÜLKER ve Sayın Firuz KANATLI çok eski okul arkadaşı yani bir birini vurmaz rencide etmez pazar payını başka yollarla büyümeye çalışırlar.
Ülkemizde reklam kanunları var birbirini rencide etmeden reklam yapacaksın. amerikadaki gibi Madonna Pepsi reklamında oynarken evinin çöpünü karıştırarak Coca-Cola kutusu bularak reklam bizim ülkemizde olmaz.
Bülent bey size sorum şu olacak nasıl bir abur-cubur istersiniz ETİ ÜLKER SARAY ŞÖLEN NESTLE MİLKA ve daha biçok markada olmayan bişey olsun yani size özel birşey ki kopyalama yapılmasın. Ben yabancı bir marka olarak çikolata gördüm aynı çemeceli kutu (napoliten tarzı) 4 farklı çikolta vardı. şimdi bunu TÜRKİYEDE yapmak kopyaya girermi? Yapım Maliyeti yüksek bir çikolata.
yazım biraz uzun oldu özür dilerim. yorumlarınızı okumaya devam edeceğim. Yazılarınız çok üzel diğer yazılarınızı okumaya başladım.
Saygılar….
By: ömer on 17 Haziran 2007
at 2:46 pm
Ömer bey,
Değerli katkınız için teşekkür ederim, dışarıdan bakınca götülmeyen bazı ilişkilere de ışık tutmuş oldunuz böylece.
Ayrıca bu yazıları Ülker veya ETİ’den biri okur da nasıl bir yorum yapar veya yapar mı diye de merak ediyordum, sağolun ki bu merakımı da giderdiniz.
Başta eleştirdiğiniz “yeşil sermaye” algısı bana ait değil, ben böyle düşünmüyorum, ancak bu, özellikle şehir merkezlerinde var olan müşteri algısıdır.
Para içeride kalsın diye dost şrketlerden alım yapmak doğru uygulanabilse özellikle tedarik zincirinin yönetimi açısından çok da avantajlı olabilir aslında. Yanlış bilmiyorsam Ülker AŞ adı altında 35 farklı firma çalışıyor ve yine yanlış bilmiyorsam bunların 16 tanesi diğerlerine yarımamül sağlıyorlar. Ülker bunu çok iyi yönetiyor. ETİ de bunu yapabilir, tercih meselesi, ama konuyu para merkezli düşünmemek lazım. Bence burada iki esas konu vardır: tedarik zincirinin yönetimi ve yarımamüllerin kalite kontrolünü ana markaya vermesi. Yani aslında bu açıdan bakılırsa doğru bir strateji olabilir.
ETİ’nin kurumsallaşma sürecini bilemiyorum, ama eğer niyet var ise 7 aylık sürede size mutlaka yansımıştır değişimler, yansımamışsa bir problem olsa gerek; dönüşümü başlatmak için 7 ay uzun bir süre zira.
Reklam kanunu bu konuda diyor ki: (1) rakibinizin adını reklamlarınızda açıkça söyleyemezsiniz, logosunu ambalajını vs. rakibinizi teşhir etmek için kullanamzsınız (2) daha iyi fayda iddiası test edilmiş ve her zaman ispat edilebilir olmalıdır. Yani rakibi hedef alan reklamlar yapmak mümkün. Yapılmayışının sebebi sizin söylediğiniz olsa gerek.
Uzun ne demek, daha uzun daha detaylı çözümlemeler de bekleriz.
Son olarak gelelim sorunuza. Cevabı aslında çok basit: ETİ Çikolata Keyfi. Türk kahveli, susam krokanlı çikolata daha önce var mıydı, bu çikolataları ETİ labaratuarları geliştirmedi mi? Esas olan bu. Tüm ürün gamı yenilikçi ürünler olamaz elbet. Satışları yüksek bazı temel ürünlerde rakipten pay çalmak doğru bir stratejidir. Ama ürünlerinizin neredeyse %80′i rakipten alıntıysa burada bir problem vardır. Mesela bildiğim kadarıyla kavunlu bir ürün dondurma hariç yok. Frambuazlı pasta çok sevilir, İstanbul’da en çok satılanlardan biridir ama frambuazlı bir kek, pasta veya çikolata bilmiyorum ben. Ceviz gibi memleketin en çok sevdiği kuruyemiş bile ancak iki sene önce İkram’la kullanılmaya başlandı. Dediğim şu, daha önce yapılmamış ürün yapılmalıdır, özellikle ETİ tarafından. Rakipler kopyalasın canım, ne zararı var. Bu da bir marka için iyi bir pazarlama aracıdır. “Kimisi yapar, kimisi kopyalar” demek bir marka için az değer değildir. Yoksa kopyalanmasın / kopyalanamasın gibi bir derdim yok.
Saygılar…
By: Bülent Akgül on 17 Haziran 2007
at 7:19 pm
Piyasaa gerçeklerinden ve istatistik verilerden yoksun; yoksun olduğu içinde gerçeklerden kopuk bir yazı. Öneri olarak verilenler pratikte uygulanması zor hatta bazıları imkansız ve akıl dışı. Örneğin: Ülker Halk’ı kurdu alt firmaları ezmek için. Halk 2 yıl içinde %10 pazar payı kaptı ama bunun %9 u Ülker’indi:))) o yıllarda Antalya’da yapılan Satış Teşkilatı toplantılarında iki grubun neredeyse birbirlerine tekme tokat girişme durumu ortaya çıkmıştı pazar münakaşasında. Yani ‘Brand Cannibalism’i yaşadı. Gold Dondurma işi tam bir fiyasko oldu. ColaTurka’da öyle. Ayrıca Ülker pazar lideri derken, her ne kadar lezzetleri birbirini tutmasa da Metro’nun ambalajı bu yıla kadar 75 senelik Mars Bar’ın aynısıydı. Zira Coco Star Bounty’nin hık demiş burnundan düşmüşüdür. Türkiye’ye özgü ürün yok denecek kadar azdır bu piyasada: Nabisco, Lu, Mars, Nestle, Cadbury gibi dünya devlerinin ürünleri (lezzeti hariç) olduğu gibi kopyalanır. Yeni ürün konusuna gelince: Her ülkeyi bırakın, her bölgenin değişik damak zevki vardır. Bir Rusun yesiği bisküviyi biz ancak masa ayağına sıkıştırırız sallanmaması için. Maalesef başarı ümidiyle çıkarılan pek çok ürün bekleneni veremez ve 3-6 ay gibi zamanda raftan çekilir. Oysa bu formülünden-kalıbına, ambalajından P.O.P.sine yüklü masraftır. yoksa, atıyorum: kekin içine çilek aromasıyla, portakalı karıştırıp biraz da kuru üzüm serpmeyi tüm gıda mühendisleri başarabilir ama bu piyasada tutar mı, buna para yatırılır mı? işte o muamma.
Genelinde faydalı olabilecek fikirler içeren bir yazı ama veriden yoksun, elinize sağlık.
By: Hakan K. on 25 Aralık 2008
at 11:58 am
peki etinin logosunda kullandığı hitit güneşi marka hukuku açısından doğru mudur??tarihi ve kültürel değerleri bakımından halka malolmuş işaret değil midir?
By: hande on 4 Şubat 2009
at 7:28 pm