Baştan uyarmayı zorunluluk görüyorum: LAFIM KOBİLERE serisi toplam kaç yazıdan oluşacak bilmiyorum, şimdilik öncelikli gördüğüm üç ana konuyu bu yazıyla tamamlıyorum. Sıralama itibariyle ilk iki yazıyı da okumanızı öneririm.
Bir uyarı daha: Ben Pazarlamanın 55 sihri, CEO olmanın 101 kuralı, mal satmanın 75 yolu gibi reçete kitaplara itibar etmem. Bu kitaplar içerik olarak, doğru ve doyurucu olabilirken, yazılış biçimi bir iş disiplini ortaya koymaz. İş disiplinini oluşturmak okuyucuya kalır ve bu nedenle de bu tip kitaplardan çok fazla fayda görülmez. Bu yazıyı okurken sihirli formüller beklentisi içerisindeyseniz, hiç zaman harcamayın, satışları arttırmayı anlatacağım, ancak iş disiplini içerisinde kalacağım. Sanırım böylesi daha faydalı olur.
ABC Analizi
Burası yazının sıkıcı kısmı, biraz teknik olsa da bilmekte fayda var; ilerideki açıklamalarımı kolaylaştırabilmek açısından ABC analizini yüzeysel de olsa anlayalım. Analiz dediysem de gözünüz korkmasın, basit bir şeydir. ABC analizi bir şirketin değerlerinin üç gruba ayrılması olarak tanımlanabilir. Mesela ürünleri ele alalım: Ürünlerin satış miktarına göre A,B ve C gruplarına ayrılmasıdır. Müşterileri söylersek; müşterilerin şirketinizden yaptığı iş hacmine göre gruplandırılmasıdır. Bu yazıda analizin müşteri kısmıyla ilgileniyoruz.
ABC analizi görsel olarak aşağıdaki şekildeki gibi ifade edilir.
Şimdi bu şekil ne demektir, onu anlayalım. Yukarıda görüldüğü gibi şirketin cirosunun %70’i müşterilerinin %10’u tarafından, %20’si müşterilerin %30’u tarafından ve cironun kalan %10’u müşterilerin %60’ı tarafından gerçekleştirilmektedir. Buna göre müşteri başına ciro bağlamında A grubu değerli müşteriler, B grubu önemli müşteriler ve C grubu diğer müşterilerdir. Dikey eksende bulunan “ciro” anlamlı ve müşteriyle alakalı her şeyle değiştirilebilir. Örneğin aynı sınıflandırma “ciro” yerine “sipariş başına ortalama ciro”, “günlük ortalama ciro”, ödeme disiplini” gibi kritik konularda da yapılabilir.
Peki bu analiz ne işe yarıyor? Basitçe söylemek gerekirse müşterilerinizi sınıflandırmanıza yarıyor. Sınıflandırınca ne olacak derseniz, şöyle: Bir şirket, bütün ürün, fiyat politikalarını, ticari kararlarını tüm müşteri portföyünü ele alarak düzenleyemez. Bu nedenle, tüm kararların alınmasında A grubu müşterilerin beklentileri önceliklidir. Yani öncelikle şirketimize beklentileriyle yön vermesine izin vereceğimiz, hatta yönlendirmesi için gayret sarf edeceğimiz müşteriler A grubudur. A grubu müşteriler şirketin geleceği için çok önemlidir ve kaybı kabul edilemez.
Diğer yandan yüksek alım yapan firmalar genelde uzun vadeli çalışırlar ve pazarlık güçleri yüksektir. Hem fiyat karlılığı hem de faiz zararları A grubundan kazanılan birim karın düşük olmasına sebep olur. B grubu ise alım miktarları bakımından daha düşüktür. İskonto beklentilerinin düşüklüğünden daha önemlisi kısa vadeli veya peşin alım yaparlar. Bir şirketin ciro ve karlılıktan çok daha önemli finansal gücü nakit akımının sağlam olmasıdır. B grubu, nakit akımını toparlayan ve şirketin devamlılığını sağlayan müşterilerdir ve bu nedenle çok önemlidirler.
Eğer nakit akımınızda sorun varsa, yani maaş ödemelerinde, yazılan çeklerin ödenmesinde sıkıntınız varsa, sorun nakit akımındadır. Nakit akımındaki sorunun pek çok sebebi olabilir, bunlardan biri de B grubunun uzun vadeli alım yapmasıdır. Şöyle bir şey söylersek yanlış olmaz; A grubundaki her müşteri için, B grubunda 3 yeni müşteriye ihtiyaç duyulur ki; bu 3 yeni müşteri nakit girdileriyle, A grubuna katılan yeni müşterinin vadeli alımından doğan nakit girdi kaybını sübvanse etsinler.
Satış Kanalları
Temel olarak satışlar iki gruba ayrılır. (1) mevcut müşterilere yapılan satışlar, (2) yeni müşterilere yapılan satışlar. Bundan sonra konuyu bu iki grup ekseninde değerlendireceğim.
(1) “Mevcut Müşterilere Yapılan Satışlar” üç başlık altında incelenebilir.
> Mevcut Müşterileri Korumak
Her şeyden önce şu konuda anlaşalım; satışları arttırmanın birinci koşulu, geçmiş satışları korumaktır. Bunun yolu ise müşteri kaybını en aza indirmektir. Müşteri kaybı sayısız nedene bağlanabilir; rakiplerin daha iyi imkanlar sunması, şirketinizin taahhütlerini yerine getirememesi, plasiyerlerin müşteriyi kazanabilmek adına şirket politikasını aşan vaatlerde bulunmuş olması vs.
Mevcut müşterileri korumak, üç müşteri grubu için ayrı ayrı değerlendirilmelidir. A grubu müşteriler piyasanın yıldızlarıdır. Sayıları hayli az olan bu firmalar, hem sizin için çok değerlidir, hem de rakiplerinizin öncelikle kazanılacak müşteriler listesinde üst sıralardadır. Her firmanın portföyünde görmek isteyeceği bu firmalar, hem sağlayacakları yüksek satış hacimleri ile değerlidir hem de potansiyel A grubu adayları için referanstır. Hal böyle olunca A grubu müşterileri kazanmak için rakiplerin sunacağı avantajlar da artmaktadır. Bazen taviz artışı o kadar yüksek boyutları bulur ki dönemsel zararlara katlanılır. A grubu müşterileri korumak, diğer müşterileri korumaktan çok daha zordur bu sebeple. Ancak bunları portföyde tutmak, hiçbir şirket için bir tercih konusu değildir.
B grubu müşteriler ise üzerinde daha az rekabet savaşı yürütülenlerdir. Bu firmaların beklentileri de şirketlerin onlara verebilecekleri tavizler de A grubuyla mukayese edilemeyecek kadar düşüktür. Ancak daha önce de belirttiğim gibi, şirketin devamlılığı için varlıkları çok önemli olan bu müşteriler de elde tutulmaya gayret göstermeye değerdir. Bunun için hizmet kalitesini arttırıcı çalışmalar yapılabilir veya fiyatlarda fazladan indirimlere gidilebilir. Ancak vadeler kesinlikle uzatılmamalıdır. Zira bu müşterileri şirketiniz için önemli kılan esas unsur kısa vadeli veya peşin alım yapmalarıdır. Hatta mümkün olduğu kadarıyla vadeleri düşürmeye çalışmak gerekir. Bunu okuyup da şöyle düşünmeyin; “ne yani tabii ki vadeleri kısaltmak gerekir, bir şey mi demiş oldun?” Bu yazdığımda önemli olan vadelerin B grubu müşteriler için kısaltılması çalışması yapmaktır. A grubunda bu imkan zaten yoktur, C grubu ise uğraşmaya değmeyecek kadar çok müşteri ve az getiridir.
Rakiplerin daha iyi imkanlar sunması kaçınılmazdır. Siz de aynı şeyi yapmıyor musunuz? Yani müşteriyi kazanmak için taviz üstüne taviz vermiyor musunuz? Hal böyle olunca da şirketin toplam taviz gücü yeni müşterilere kanalize ediliyor, rakiplerin mevcut müşteriler üzerinde uyguladığı satış baskısına direnebilecek güç kalmıyor. Toplam taviz gücü derken, bunun hesaplanabilir bir yanı olmadığını bilmek gerekir. Bahsettiğim şey bazen içinizden şöyle dersiniz ya “ne dertleri bitiyor bunların ne istekleri” işte bu isyan noktası şirketinizin toplam taviz gücüdür. Bu gücü dengeli dağıtmak, dağıtımda payın büyüğünü mevcut müşterilere ayırmak çok önemlidir.
Bir düşünün, siz bir müşteri kazanıyorsunuz, bu firma rakiplerinizden birinin mevcut müşterisidir. Bu arada bir rakibiniz de yeni müşteri kazanıyor, bu da aslında sizin mevcut müşterinizdir. Yani müşteriler rakip firmalar arasında dönemsel rotasyon halinde gezinmektedir. Halbuki mevcut müşterilerin korunmasıyla istikrarlı satış sağlanması sayesinde hem finansal sağlamlık zemini oluşturulabilir hem de yeni müşteri kazanımları için daha güçlü olunabilir. Demek oluyor ki; gerçek potansiyel yeni müşteri kazanmakta değil, mevcut müşterileri elde tutmaktadır.
> Mevcut Müşterilere Maksimum Satış Yapmak
Mevcut müşterileri koruduğumuza göre sırada mevcut müşterilere maksimum satış yapmak var. Burada konu biraz daha karmaşıklaşıyor ve ABC analizi daha da önemli hale geliyor. Önce şu soruyu cevaplamaya çalışalım: Mevcut müşterilere satışlar nasıl arttırılır? Cevabı, ürünleri müşterilere uydurmak, fiyatları müşterilere uydurmak, vadeleri müşterilere uydurmak ve hizmeti müşterilere uydurmak olarak dört grupta inceleyeceğim.
Ürünleri müşterilere uydurmak; sattığınız ürünleri müşterilerin kullandığı ürünlere göre düzenlemektir. Hangi müşterilere derseniz gayet açık ki; A grubu müşteriler. Burada genel olarak üç önemli uydurma noktası vardır; ürün, marka, ambalaj. A grubu müşterilerin analiz edilmesi ile şu sorulara cevap verecek bir liste hazırlanmalıdır: Hangi ürünler, hangi markalar, hangi ambalajlar, hangi fiyatta, hangi vadede ve aylık ortalama tüketim miktarı. Analiz verileri müşterilerle yapılacak kapsamlı bir telefon görüşmesinden alınacak notlar ve satış ekibinden sağlanacak raporlarla kolayca elde edilebilir.
Buna göre zaten müşteriniz olan firmaların kullandığı ve sizin ürün yelpazenizde yer almayan ürünlerin, müşteriler için uygun marka ve ambalajda satışına başlanabilir. Bu durumda hem sizi tanıyan ve sizden mal alımı yapan firmalara daha çok satış yapabilecek, hem de bu satışı yapabilmek için fazladan pazarlama ve satış maliyetine katlanmak zorunda kalmayacaksınız. Ürün uydurmayla satış arttırmak, kısa vadede tamamlanabilir, maliyeti az, riski düşük ve karlılığı yüksektir, ancak genişleme potansiyeli müşteri portföyüyle sınırlıdır. A grubuna göre yapılacak ürün uydurması, B grubuna yapılan satışların yeniden düzenlenmesini kaçınılmaz kılar. B grubunda toplam satışlar artabilir veya azalabilir, ancak B grubu müşterilerin hem elde tutulması hem de kaybı halinde yerine yenisinin koyulması daha kolaydır.
Fiyatları müşterilere uydurmak bir süreç meselesidir. A grubu müşteriler tüketim miktarlarından dolayı müşteriye uydurduğunuz ürünü düşük fiyatla alabilmektedirler. Rakamsal bir örnekle açıklayalım: Örneğin A grubu müşteri sayınız 12 olsun. Bunlardan tamamı 5 kg. ambalajlı domates salçası kullanıyor olsun. Aylık tüketimleri de toplam 1200 koli olsun. Bu tüketimin de %75’i Tukaş marka salça olsun. Burada size düşen Tukaş salça satmaktır, ancak fiyatın ne olacağı önemli. Mesela sizin alım imkanınız 5,00 YTL/Kg olsa, müşterileriniz de en fazla 5,00 YTL/Kg ödeme yapmaya hazır olsa, salça satışı yapacak mısınız ve kaça yapacaksınız? Tam olarak evet ve 5,00 YTL’ye. Sonuçta satışlarınız arttıkça %2-3 gibi fazladan iskontolar alacak ve üründen kar edeceksiniz. Zaten bu satışı yapabilmek için ekstra maliyete katlanmamışsınız, bir süre karsız satış yapılabilir, hatta zarara dahi katlanılabilir.
Vadeleri uydurmak da yine satışların artmasıyla, satın alma vadesinin uzatılabilmesi ve bu sayede alış ve satış vadelerinin dengelenmesi veya alış vadesinin daha kısa olmasıdır. Hizmetleri müşteriye uydurmak konusunu daha önce işlemiş olduğumdan burada tekrar ele almıyorum.
> Müşteri İlişkisinde Disiplini Korumak
Uzun süreli ilişkilerin hepsinde olan disiplin riski; B2B ilişkilerde de aynen vardır. Yapılan ticaretin süresi uzadıkça müşteri, beklentilerini arttırır, ödeme vadelerini uzatır. Bazen tam tersi olur ve satıcı taraf “biz bunlarla karı-koca gibi olduk, malı yarın yollasak da olur” gibi bir zihniyetle ilişkinin disiplin rayından çıkmasına sebep olur. Bu karı-koca ilişkisini aslında tek celselik birlikteliktir ve ip üstündedir, ancak pek çok KOBİ bu bilince ermiş olmaktan uzaktır.
İlişki disiplini yalnızca firmalardan kaynaklanmaz. Satan firmanın plasiyeriyle, müşterinin satın alması arasındaki ilişki de gün geçtikçe iş ilişkisinin yanına arkadaşlığı, sevgililiği ve hatta evliliği koyabilir. Bu bireysel yakınlaşma şirketlerin ilişki disiplinine zarar verir. Karşılıklı naz geçirmeler artar, talepler artar, beklentiler karşılanmaz vs. Bu durumun tehlikesi, müşteri kaybı riskini arttırmasıdır.
(2) Yeni Müşterilere Yapılan Satışlar
Yeni müşteri kazanma süreci zor ve maliyetlidir. Aynı zamanda yeni tahsilat risklerini de beraberinde getirir. Ancak bir şirketin büyüme sürecini kesintisiz devam ettirebilmesi için gereklidir. Bu sebeple de satışları arttırmak konusunda ikincil öncelikli de olsa önemli bir yere sahiptir. Burada dikkat edilmesi gereken konular şunlardır:
— Yeni müşteri hangi müşteri grubuna dahil olacaktır (iskonto ve vadeleri tespit etmek için gerekli)
— Yeni müşteri mevcut sisteme hangi yükleri bindirecektir (özellikle dağıtım ağının verimi açısından)
— Yeni müşteri hangi ürünlerde büyüme potansiyeli vaat ermektedir.
Öncelikle, eğer yeni müşteri C grubuna dahil olacaksa üzerinde çok fazla çalışma yapmaya gerek yoktur. Zira bu müşterilerin varlığı, doğru düzgün yapılmış bir maliyet muhasebesi hesabıyla, zarar olduğu bile ortaya çıkabilir, tabii bu sadece bir ihtimal. Yeni müşterinin sisteme katacağı yük ise özellikle dağıtım açısından önemlidir. Müşterilerin bölgesel dağılımlarının doğru ayarlanması, mevcut müşterilere verilen hizmetlerin istikrarlı sürdürülebilirliği açısından önemlidir.
Son madde, yukarıda açıklamaya çalıştığım “fiyatları müşterilere uydurmak” açısından önemlidir. Eğer bir müşteri A grubuna göre uydurulmuş fiyatlar konusunda büyüme vaat ediyorsa, bu müşteri C grubunda olsa da, sisteme türlü yükler bindirse de satış kararı alınabilir. Uydurulmuş fiyatlara konu olan ürünlerin satışlarının maksimuma ulaştırılması, o üründen kısa sürede kara geçilmesi açısından önemlidir. Bu nedenle de bu ürünlerde satışları hızla arttırıcı tedbirler almak gerekir.
Satışları Arttırmak
ABC analizini anladığımıza, satış kanallarını işlediğimize göre bu son bölümde satışları arttırmayı biraz daha eylemsel temelde inceleyelim. Yazının bu kısmında LAFIM KOBİLERE (1) ve (2) daha önemli bir hal almaktadır ve orada değinilmiş pek çok konuya burada yeniden değinilmeyecektir.
Satışın iki boyutu vardır. Bunlardan birincisi pazarlama yönetimi, ikincisi ise satış yönetimidir. Pazarlama yönetimine zaten değinmiş, satış ve pazarlama arasındaki farkı ortaya koymuştum.
Satış yönetiminde öncelik satış ekibinin yönetilmesidir. Satış ekibinin yönetilmesinde; hedef müşteriler, bölgesel genişleme, prim sistemi ve ceza sistemi öncelikli konulardır.
Hedef müşteriler, şirketin mevcut durumunun ortaya koyduğu değişkenlere göre, yeni müşteri olarak kazanılması gerektiği tespit edilen firmalardır. Bu firmaların tespitinde şirketin yetenekleri, hedef müşterinin taleplerinin karşılanabilirliği ve hedef müşterinin kazanılmasıyla elde edilecek stratejik faydalar rol oynar. Bölgesel genişlemenin ise hedef müşterilerle beraber düşünülmesi, mevcut çalışma bölgelerine göre düzenlenmesi gerekir. Mevcut bölgelerin dışında kalan hedef müşteriler için, yeni bölgede yayılma stratejileri belirlenmeli, bu bölgede müşteri yoğunlaştırılması için gerekli araştırmalar yapılmalıdır. Yoksa tek bir müşteri için uzak bölgelere sevkiyat hem ulaşım maliyeti açısından hem de iş gücünün verimli kullanılamaması bakımından masraflıdır.
Prim ve ceza sistemi ise şirketin satış grubunu ve satış grup müdürünü başarıya teşvik etmek için kullanılan ödüllendirme biçimidir. Prim sistemi temel olarak sabit biçimleri, ayrıca ortaya çıkan değişkenlere göre uyarlanabilir esneklikleri de olmalıdır. Aylık satış miktarına göre ve yapılan satışa oranla tahsil edilen tutara göre prim vermek konunun sabit kısmıdır ve aylık bazda tespit edilen satış hedeflerine göre uygulanır. Ayrıca belli bir ürünün satış başarısına göre (özellikle fiyat uydurma durumlarında), kazanılan yeni müşteri sayısına göre, sorunlu tahsilatların çözümlenmesine göre, vade kısaltma başarılarına göre ve daha böyle pek çok konuda da değişken prim sistemi uygulanabilir. Normal hallerde prim sistemi, bir plasiyerin kendi cüzdanıyla mücadelesinden şirket lehine faydalanılması ve kazanılan faydadan, faydayı kazandırana bir pay verilmesidir. Satış ekibinin kimyası göz önüne alınarak plasiyerlerin birbirleriyle yarışmaları da sağlanabilir. Mesela bir yıl içerisinde 6 defa ayın en başarılı plasiyeri olmayı başarana bir maaş artı ödeme, 1 hafta ekstra tatil, normal yıllık izni için tatil köyünden 1 haftalık yatak masrafının karşılanması gibi çalışanları birbiriyle yarıştıracak ödüllendirme sistemi oluşturulabilir. Ancak belirtmiş olduğum gibi burada satış ekibinin kimyası ve çalışanların kişiliği önemlidir.
Prim sisteminin bir diğer önemli konusu ise hedeflerin belirlenmesidir. Hedefler gerçekçi ve ulaşılabilir olmalıdır. Eğer bir plasiyer önüne koyulan hedefleri görünce, bunlara ulaşmak mümkün değil, diyorsa, o kişinin prim beklentisi olmaksızın bir ay boyunca verimli satış yapması mümkün değildir. Bu nedenle her zaman ulaşılabilir hedefler koyulmalıdır. Pek çok farklı hedef olabileceğini zaten söylemiştim. Burada birkaç hak ediş sistemi olabilir. (1) Tüm hedeflere eksiksiz ulaşılırsa prim ödenir, (2) Sabit hedeflere eksiksiz ulaşılırsa prim ödenir, değişken hedefler artı kazançtır, (3) Her bir hedefin kendine göre prim hesabı vardır ve ulaşılan her hedef için prim ödenir. Bu üçünden hangisinin tercih edileceği sizi bağlar, ancak ben 3. şıkkı öneririm. Bu sayede ulaşılabilir hedeflerin ulaşılabilirliğini arttırmış ve prim hak edememe riskini azaltmış olursunuz. Böylece plasiyerler daha verimli çalışmaya yönlendirilir. Pek çok KOBİ prim sistemiyle çalışıyor olsa da, genelde satış yöneticilerine prim verilmez. Halbuki satış ekibinin başarısında, verimliliğinde veya müşteri ilişkilerinde satış yöneticisinin de çok büyük rolü vardır. Onun ofiste olması prim hak etmediği anlamına gelmez. Satış yöneticisi de prim sistemiyle motive edilmelidir.
Ceza sistemi ise ödülün olduğu her yerde uygulanmalıdır. Ancak açıkçası dışarıdan bakan bir kişinin ne tip bir ceza sisteminin şirketinize uygun olduğunu söylemesi mümkün değildir. Mesela, mevcut müşterilerden C grubunda yer alanlardan her birinin kaybı %1, B grubundaki her müşteri kaybı %10, A grubu müşteri kaybı aylık prim hak edişinden %30 kesinti ile cezalandırılır.
Satış yönetiminin diğer boyutu ise satış ile pazarlama arasındaki eşgüdümün sağlamasıdır ve burada pazarlama ile eşit seviyede sorumludur. Bazı organizasyonlarda pazarlama ile satış ayrıştırılmamıştır. Bu organizasyonun bilgi eksikliğinden, istihdam politikasından, mali zorunluluklardan vs. kaynaklanıyor olabilir. Burada tek bir birim olarak çalışsalar da, işlevsel olarak veya alt bölümler olarak ayrıştırılması yerinde olacaktır.
Saygılar…
KOBİ sahibi değilim, sadece KOBİ çalışanıyım.
Yazı çok geniş, net, bilgilendirici. Her halde devamı da gelecektir.
İnanıyorum ki, bu kapsamda böyle küçük örneklerle satış nedir, pazarlama nedir? ilişkileri nasıldır? sorularının cevaplarını da okuyacağız….
Ellerinize sağlık, zihninize kuvvet!
By: Rüstem on 23 Mart 2007
at 11:33 am
Sevgili Rüstem,
Teşekkür ederim. Bu serinin 3. yazısı. İlk yazıda o sorulara cevap vermeye çalışmıştım. Şu an planladığım başka bir yazı konusu yok ama mümkün mertebe sürdürmek istiyorum.
Ayrıca madem sen KOBİ çalışanısın, orada kesin bir dünya garipliklerle karşılaşıyorsundur. Paylaşırsan sevinirim.
Saygılar…
By: Bülent Akgül on 24 Mart 2007
at 4:12 am
Merhaba Bülent. Bilgilendirici bir yazı olmuş, eline sağlık.
Eklemek istediğim, prim ceza sisteminin oldukça dikkatli kullanılması gerektiği. Yani ölçütleri belirleyen kişinin iyi empati yeteneği sahibi olması gerekiyor.
Bu sistemde gözlemlediğim, prim sistemi uygulanabilirken, ceza sistemi konusunda kararsızlıklar olduğu ve karışıklıklar çıktığı yönünde.
Mesela %10 satış artırımı için 2000 YTL 250 ytl pirim verdiniz.
satış olmadığında 2000 Ytl+ 0 ytl pirim verdiniz.
Burada satış olmadığı zaman pirim yok ceza mıdır?
Yoksa satış yoksa 1900 YTl + 0 YTl pirim mi olmalıdır?
Son şık, çok tercih edilmiyor. Bazen ediliyor. Senin fikrin nedir?
By: Cengiz Çatalkaya on 27 Mart 2007
at 10:47 am
Cengiz Bey,
Önemli bir açılım getirmişsiniz, teşekkürler.
Anladığım kadarıyla 2000 YTL sabit maaş olarak tespit etmişsiniz.
Rakamın örnek için olduğundan yola çıkarak yüksekliğine değinmeyeyim (bu arada bu parayı veren varsa ben çalışmayı düşünebilirim:))
Bahsettiğiniz şıklardaki tercihlerden üçüncüsü biraz sorunlu. Herşeyden önce sabit maaştan ceza uygulamak çok anlamlı olmayabilir. Ya da şöyle denilebilir. Sabit maaş 2000 YTL, ancak ceza uygulaması sınırı 500 YTL’dir. Yani en kötü dönemde 1500 YTL dip maaş alırsınız. Normal şartlarda 2000 YTL maaş alırsınız ve iyi performansta artı prim kazanırsınız.
Bir diğer boyut ise şu; ceza uygulamasının içeriği hedeflere ulaşamamak değil de, eldekileri yitirmekle ilgili olması gerektiğini düşünüyorum. İki temel sebebi var:
(1) Şirket sırf tasarruf tedbiri olarak anlamsız hedefler belirleyebilir ve bu da plasiyerlerin şirkete karşı uzun vadeli inançlarını sarsar ki daha da hayır beklenmez o insandan.
(2) Koyulan hedefler anlamlı bile olsa, plasiyerlerin performansı dışında kalan yüzlerce faktör sayılabilir hedeflere ulaşılmayı engelleyen. Bir çalışanın denetimi dışındaki faktörlerin satışlara yansıması, o çalışanı cezalandırma hakkını şirketlere tanımamalıdır.
Hal böyle olunca da üçüncü seçenek uygulanması hayli riskli ve yöneticilerin pek çok açıdan iyi niyetlerine ve meslek ahlaklarına bağımlı hale gelir ki; işlerin emanet edileceği son nokta burasıdır.
Ayrıca neredeyse evet, prim vermemek cezadır aynı zamanda.
Toparlarsak; prim eldekine katılan artı değerler, ceza ise eldekilerden kaybedilenler olarak ayrı ayrı hesaplanmalıdır bence.
Örneklersek: Ben bir kağıt toptancısında plasiyer olarak çalışıyor olayım. Toplam 50 müşterimin 5′ A, 15′i B ve kalan 30′u C grubu ve sabit maaşım 1.000 YTL olsun.
Benim Son Ay Satış Rakamım: 50.000 YTL
(1) Hedef: %10 satış artışı – Ödül: Artışın miktarının %2’si
(2) Hedef: Aylık cironun %80′i kadar nakit girdisi (önceden alınmış ve vadesi gelerek tahsil edilen çekler dahil, cari ay içinde alınmış çekler hariç, zira çek alınınca değil, çekin karşılığı alınınca tahsilat yapılmış sayılır) – Ödül: Nakit girdisinin %0,5′i.
(3) Hedef: %10 müşteri artışı – Ödül: Potansiyel A grubu için yeni müşteri başına 50 YTL, B için 25 YTL, C için 5 YTL
(4) Hedef: B grubu mşterilerin ortalama vadesini 7 gün kısaltma – Ödül: 100 YTL
Şimdi bu durumda tüm hedeflere ulaştığımı var sayaylım:
+ 1000,00 YTL – maaş
+ 140,00 YTL – (1): Satışları 7.000 YTL arttırdım
+ 250,00 YTL – (2): Satış toplamım 57.000, tahsilatım 50.000 YTL
+ 0,00 YTL – (3): Müşteri artış hedefine ulaşamadım
+ 100,00 YTL – (4): Vadeleri ortalama 8 gün kısalttım
= 1490,00 YTL aylık gelir.
Şirket politikası olarak A grubu müşteri kaybına müşteri başına 50, B grubuna 10 ve C grubuna 5 YTL ceza uyguluyoruz.
A grubundan 1, B grubundan 4 ve C grubundan 10 müşteri kaybettim. Toplam ceza 140,00 YTL ve aylıok net kazancım 1.350,00 YTL’dir.
Peki şöyle olsa: hiç bir hedefe ulaşamadım, ancak müşteri kaybından dolayı ceza alacaksam veya toplam prim hak edişim toplam cezalarımı karşılamazsa… Bu düşüş sonraki ayın primine yansıtılmalıdır. Mesela 3 aylık ard arda sonraki aya devredilen cezalar, 4. ay maaştan kesilir.
Önemli noktalar:
(1) Müşterinin kaybedildiğine nasıl kanaat getirilir?
Eğer bir müşteri ortalama 15 günde bir sipariş veriyorsa ve son 1 ay içerisinde sipariş vermediyse ve son siparişi normalin üzerinde alım içermemişse o müşteriye kayıp denilebilir, tabii ki konuşmak lazım, ancak konuşmayı mutlaka merkez yapmalı.
(2) Müşteri kaybına rağmen cironun artmış olması cezayı ortadan kaldırır mı?
Bence hayır, müşteriyi kaybetmeseydim de 80.000 YTL satış yapsaydım.
(3) Müşteri kaybının kaynağı ceza uygulayıp uygulamamakta etkili midir?
Kesinlikle evet. Ancak bunun tespiti oldukça zordur ve subjektiftir. Anlatmak da mümkün değil.
Sunduğunuz ilk iki seçenek ise birbirinin devamı biçiminde olup, doğru uygulamanın bu olduğuna, zaten yukarıda verdiğim sayısal örnekle de bunu vurguladığıma inanıyorum.
Bir not daha düşeyim bitirmeden: Bence başarılı bir prim sistemi 1:0,5 oranına yakınsamalıdır. Yani 1 birim sabit maaşa karşılık, tüm hedeflere ulaşılırsa sabit maaşın %50’si kadar toplam prim vaat edilmelidir. Anlamlı gelir artışı sağlamadan prim sisteminden medet ummak çok da makul değil. Sözgelimi 1.000 YTL maaş alıp da prim hedefim 100 YTL olursa, bu artış benim bütün ay kendimi paralamam için yeterli motivasyonu sağlamayacaktır. Ancak 500 YTL gelir artışı hayli anlamlıdır.
Bunu neden söylediğime gelince: Plasiyerlere verilecek maaşın tespitinden, hedef belirlemeye ve her bir hedefe ilişkin prim oranı hesaplamaya ışık tutabilecek bir yaklaşım olabilir 1:0,5 oranlaması.
Saygılar…
By: Bülent Akgül on 27 Mart 2007
at 5:15 pm
merhaba ben bır markada magaza yonetıcılıgı yapıyorum bu magazanın daha verımlı hale getırıp ıyı cıro yapmasını nasıl saglarım soyleye bılırmısınız bulent bey
iyi calısmalar
By: İsimsiz on 13 Temmuz 2007
at 9:46 am
Hanımefendi veya Beyefendi,
Sorduğunuz sorunun iki tür cevabı var; teorik ve pratik.
Teorik cevap için “Lafım Kobilere” serisinin 4 yazısını da okuyunuz ve kendinize ait bir satış mantığı geliştirmeye çalışınız.
Pratik kısmı içinse yapacak birşey yok. Açıkça söylüyorum; dışarıdan ahkam kesmekle olmaz bu işler, oturup üzerine çalışmak, mesai vermek gerekir.
Açıkçası yapabileceğiniz şey ciddi ciddi araştırıp konunun teorisini kavramak ve kendi modelinizi gelişletmek durumundasınız.
Saygılar…
By: Bülent Akgül on 13 Temmuz 2007
at 11:35 am
bu kadar piasaların durgun olduğu bir dönemdeyiz.satışların neredeyse sıfır olduğu,herskesin tatil vs gibi yerlerde olduğunu düşünürsek ne yapabiliriz sayın bülent bey
By: kerem şener on 4 Ağustos 2007
at 1:42 pm
Kerem Bey,
Haklısınız piyasa kötü durumda, ama yukarıdaki cevaplarımda da belirttiğim gibi bir işe özel cevap veremem. Bu o işle ilgili mesaiye, araştırmaya, şirketi ve mevcut durumunu analiz etmeye muhtaçtır. Burada tek yapabileceğim okuduklarım ve iş hayatımda edindiğim tecrübeler ışığında genel kabulleri paylaşmak olabilir. Bunu da yazılarımda yapmaya çalışıyorum zaten.
Saygılar…
By: Bülent Akgül on 6 Ağustos 2007
at 10:16 am
üüüüüüfffffff biraz eğlenceli yapabilirdiniz
By: İsimsiz on 5 Ekim 2008
at 4:45 pm